Haberkale Muhabiri Murat ERYILMAZ; Türkiye Kamu-Sen İl Temsilcisi ve Türk Eğitim-Sen Kırıkkale Şube Başkanı A. Yücel KARABACAK ile Türkiye’nin sıcak gündemi üzerine konuştu.
Yapılan söyleşide KARABACAK, Anayasa değişikliğine ilişkin referandum sürecinden, öğretmen atamalarına değin çeşitli konularda Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen adına görüşlerini dile getirdi.
YÜCEL KARABACAK KİMDİR ? 1977 Çiçekdağı doğumlu olan A. Yücel KARABACAK; Malatya İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Öğretmenliği’nden mezun olduktan sonra 1999 yılında Ankara’nın Elmadağ İlçesi’nde öğretmenlik görevine başladı. Burada 7 yıl öğretmenlik ve idarecilik yaptı. 2007 yılında Kırıkkale Merkez Gündoğdu Manas İlköğretim Okulu’na atandı. 2008-2009 yılları arasında Şube Eğitim Sosyal İşler ve Şube Mali Sekreterliği görevini yaptı. Ekim 2009 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Merkez kurulundan sonra Türk Eğitim-Sen Şube Başkanlığı görevine seçildi. Aynı zamanda Kamu-Sen İl Temsilcisi olan Yücel KARABACAK evli ve bir çocuk babasıdır.
MURAT ERYILMAZ : Sayın Başkan; içinde bulunduğumuz referandum sürecini genel hatlarıyla nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yücel KARABACAK : Son günlerin en ön plandaki gündemi referandum konusu olmuş durumda. Her şeyden evvel bu sürecin ülkemiz ve milletimize üzüntü verecek hadiseler yaşanmadan tamamlanmasını arzu ettiğimizi belirtmek isteriz. Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak referandum sürecinin yüksek tansiyonlu bir tarzda yürütülmesinin doğru olmadığını, sükûnet içerisinde yapılacak propaganda ve diğer çalışmaların doğabilecek sıkıntıları asgariye indirgeyeceğini, milletimizin de bu tarzdan pek hoşnut olmadığını belirtmekte fayda mülahaza ediyoruz. Bilhassa siyasi liderlerin söylemlerinde daha yumuşak bir üslup kullanmaları gerektiği ve basın yayın kuruluşlarının da ifade ettiğimiz bu hususlar çerçevesinde toplumu bilgilendirmelerinin fayda sağlayacağını düşünüyoruz.
M.E. : Türkiye Kamu-Sen ve Türk-Eğitim-Sen olarak Anayasa değişiklik paketine referandumda nasıl bir tavır belirlediniz?
Y.K. : Gerek Anayasa değişikliğinin hazırlanma sürecinde yaşanılan çarpıklıklar, gerekse paket içerisindeki eksiklik ve yanlışlar nedeniyle Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen, üyelerinin sağduyusuna güvenerek, kişisel görüş ve hür iradelerine saygı çerçevesinde Anayasa değişikliğine “HAYIR” demektedir. Ancak bu noktada hususiyetle belirtmeliyim ki; biz bu konuda katı bir “HAYIR” tutumu içerisinde değiliz. Üyelerimize de bu yönde bir baskı veya telkinde bulunmamayı tercih ediyoruz. Zira üyelerimizin hür iradelerine saygılı olmayı, referandumda kendi kararları ile tercihte bulunmalarının muhtelif metotlarla etki altına alınmaya çalışılmasının sendikacılık ve eğitimcilik anlayışımız ile örtüşmediğini söylemeliyim. Biz Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak paketin bu şekliyle kabul edilmesinin ilerleyen süreçte sıkıntılara yol açacağını düşünerek “Hayır” tercihinde bulunacağımız belirtiyor, takdiri ise üyelerimize bırakıyoruz.
M.E. : Anayasa değişikliğinin hazırlanma sürecinde yaşanılan çarpıklıklardan bahsettiniz. Bu konuya açıklık getirebilir misiniz?
“Toplumsal huzur ve barış; düzenlemelerde toplumun geniş kesimlerinin onayının alınması yoluyla gerçekleşebilir.”
Y.K. : Sivil bir Anayasadan bahsedilecekse; geniş bir katılım sonucu benimsenmesi ve kabul görmesi, norm ve ilkelerin demokratik bir süreçle oluşturulması bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal huzur ve barış; düzenlemelerde toplumun geniş kesimlerinin onayının alınması yoluyla gerçekleşebilir. 12 Eylül 2010 günü yapılacak referandumla oylanacak Anayasa değişiklik metni, vatandaşlarımızın talepleri göz ardı edilerek, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili tarafların görüşlerine başvurulmadan tek taraflı olarak hazırlanmış ve vatandaşlarımıza dayatılmış bir metindir. Bu nedenle eksiklikler, yanlışlar ve çelişkiler yumağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Gerek Anayasa değişiklik paketinin hazırlanması sırasında gerekse taslak metnin eksikliklerinin giderilmesi noktasında sosyal diyalog mekanizmalarının devre dışı bırakılmış olması değişiklik paketine kuşkuyla bakmamıza neden olmaktadır. İçeriği ne olursa olsun, değişiklik metninin milletten kaçırırcasına hazırlanması, 2007 yılında sivil toplum kuruluşlarının hazırladığı Anayasa taslağını görmezden gelinmesi ve milletin görüşlerine itibar edilmemesi “Hayır” kararı vermemizdeki temel sebeplerdendir. Zira Milletimizin görüşlerini ciddiye alarak öncelikle sosyal diyalog mekanizmalarının gerçek anlamda hayata geçirilmesinin gerekliliğine inanmaktayız.
M.E. : Paketin içeriği ile ilgili olarak neler söyleyeceksiniz?
Bağımsız yargı, adalete ve devlete güvenin yegâne aracıdır. Kuvvetler ayrılığı ise, iktidarın, çoğunluk diktatörlüğüne dönüşerek demokrasiye zarar vermemesi için sınırlandırılıp denetlenmesi ve bu yolla dengelenmesi esasını temel alır.
Y.K. : Yargı, kişi hak ve özgürlüklerini yönetime karşı korumak, hukuk devletini gerçekleştirmek ve Anayasa’nın üstünlüğünü sağlamakla yükümlü bir organdır. Bu denli önemli işlevi bulunan yargının mutlaka bağımsız ve tarafsız olması gerekir. Hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin dayandığı nokta; temel hak ve özgürlüklerin garantisidir. Bağımsız yargı, adalete ve devlete güvenin yegâne aracıdır. Kuvvetler ayrılığı ise, iktidarın, çoğunluk diktatörlüğüne dönüşerek demokrasiye zarar vermemesi için sınırlandırılıp denetlenmesi ve bu yolla dengelenmesi esasını temel alır. Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ilkesine dayanan, idarenin tüm işlemlerini yargı denetimine tabi kılan düzeni anlatmaktadır. İktidar gücü, yargı yoluyla sınırlandırılmakta, denetime alınmakta ve dengelenmektedir. Bu nedenle yargının, yasama ve yürütmeden bağımsız olması ve güçler ayrılığı ilkesinin Anayasal güvence altına alınması, demokrasinin gereğidir. Ancak yeni düzenleme ile gerek Anayasa Mahkemesi’nin ve gerekse Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun uğrayacağı değişikliklerle ülkemizde yargı bağımsızlığının akamete uğrayacağını düşünüyor, kamuoyunun bu konuda doğru bilgilendirilmesi gerekliliğini savunuyoruz.
M.E. : Yargı bağımsızlığına dair kamuoyunda ciddi tartışmalar yaşanmakta. Ancak paketin içeriğinde farklı konulara yönelik maddeler de yer almakta. Nitekim bunlar içerisinde kamu görevlilerini yakından ilgilendirenler de mevcut.
Siyasal yönetimler vatandaşlarına temel hak ve özgürlükleri hiçbir ön şart koşmadan sunmak zorundadırlar. Dünyada tüm insanlığın kabul ettiği evrensel değerlerin referanduma götürülmesini büyük bir ayıp olarak kabul etmekteyiz.
Y.K. : Ülkemizin altına imza koyduğu çeşitli uluslararası sözleşmelerin hükümlerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay’ın müteakip defalar aldığı kararlara göre ülkemizde kamu görevlilerinin toplu sözleşme ve grev hakkı vardır. ILO’ya göre toplu sözleşme ve grev, birbirinden ayrılamaz temel bir çalışan hakkı olarak kabul edilmektedir. Toplu pazarlık sisteminin kurulması, tarafların eşit statüde ve eşit güçlerle pazarlık yapabilmesi, kamu görevlilerinin grev hakkından geçmektedir. Öncelikli olarak kamu görevlilerinin uluslararası sözleşmeler ve yargı kararları yoluyla tescillenmiş temel haklarını tartışmaya açılarak referandum konusu yapılmasını, bununla birlikte grev ve siyasete katılma hakkının yok sayılarak, toplu sözleşme hakkının anlamsız ve etkisiz bırakılmasını ciddi bir hata olarak görmekteyiz. Siyasal yönetimler vatandaşlarına temel hak ve özgürlükleri hiçbir ön şart koşmadan sunmak zorundadırlar. Demokrasinin ve insan odaklı yönetim anlayışının gereği de budur. En temel insani değerlerden olan kadın hakkının; özürlü, çocuklar ve korunmaya muhtaç kesimlere sağlanacak ayrımcılığın; temel çalışan hakkı olan toplu sözleşme hakkının dahi referandum sürecine bağlanması ve ancak kabul edildiği takdirde bu hakların vatandaşlara sağlanacak olması, düşündürücüdür. Dünyada tüm insanlığın kabul ettiği evrensel değerlerin referanduma götürülmesini büyük bir ayıp olarak kabul etmekteyiz.
M.E. : Bu maddelerin kamu görevlilerinin yararına gelişmelere yol açacağını düşünmüyor musunuz?
Sendikal hakları artırdığı, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırdığı iddia edilen değişiklik paketiyle sendikaların üyeleri adına dava açma hakkı dahi ellerinden alınarak örgütlü toplum, tam anlamıyla yok edilmek istenmektedir.
Y.K. : Özellikle Uzlaştırma Kurulu’nun yapısında yapılacak değişiklikle tarafsızlığını yitirmesi durumunda, zaten grev hakkı önüne Anayasal set çekilecek olan kamu görevlilerinin, toplu sözleşme hakkı da tam anlamıyla devre dışı bırakılmış; memurların özlük haklarının belirlenmesi süreci Asgari Ücret Tespit Komisyonu benzeri bir düzene terk edilmiş olacaktır. Bununla birlikte daha önce denenerek büyük bir karmaşaya yol açmış olan çalışanların aynı iş kolunda birden çok sendikaya üye olabilmelerinin sağlanmasından arzulanan amaç tam anlamıyla anlaşılmış değildir. Sendikal hakları artırdığı, örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırdığı iddia edilen değişiklik paketiyle sendikaların üyeleri adına dava açma hakkı dahi ellerinden alınarak örgütlü toplum, tam anlamıyla yok edilmek istenmektedir.
M.E. : Hükümetin toplu görüşmelerdeki tutumundan da hareketle değişiklik paketinin bu gibi durumlara çözüm olup olmayacağına dair düşünceleriniz nedir?
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak hükümetle bir sıkıntımız olmaz. Tavrımız hükümetten ziyade değişiklik paketinin kamu görevlilerinin evrensel değerde haklarına ulaşmaktan ziyade uzaklaşmalarına yol açacak olmasınadır. Biz hukuksuzluğa karşıyız. İktidarda hangi hükümet bulunursa bulunsun sendikacılığımızın gereğini ve üyelerimizin hakları için yükümlülüklerimizi yerine getirme mücadelesini yürütürüz.
Y.K. : Emekli olma yaşı yükselmiş, devletin sağlık hizmetlerinden aldığı katkı payları artmış, 18 yaşın üstündeki herkesten sağlık sigortası pirimi alınmaya başlanmış, kamuda geçici ve sözleşmeli istihdamı artmış, maaşlar reel olarak azalırken, güvencesiz, esnek istihdam kamunun temel istihdam modeli haline getirilmeye çalışılmıştır. Bu süreçte özelleştirmeler yoluyla 200 bine yakın kamu çalışanı işini kaybetmiş, dondurulmuş ücretlerle farklı kurumlara gönderilmiş, aileler parçalanmış, devlet hizmeti taşeron şirketler eliyle gördürülmeye başlanmıştır. 4-B, 4-C gibi sözleşmeli istihdam artırılarak, bu çalışanlar birçok haktan mahrum bırakılmış ve çalışma barışı tahrip edilmiştir. Memurların iş güvencesini yok edecek, maaşları kriteri belli olmayan performansa endeksleyecek, yaklaşık 2 milyon memuru sözleşmeli statüye geçirecek kamu personel reformu düşünülmektedir. Bu denli büyük sorunlarla başa çıkmaya çalışan kamu görevlilerinden bir kısmı ücretlerini dahi alamaz duruma getirilmişken, çarpık uygulamalar nedeniyle ücret adaletsizliği daha da artmıştır. Bu güne kadar Hükümetle memur sendikaları arasında toplam 8 kez Toplu görüşme yapılmasına rağmen, yalnızca 2 tanesinde mutabakat sağlanabilmiştir.
Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak hükümetle bir sıkıntımız olmaz. Tavrımız hükümetten ziyade değişiklik paketinin kamu görevlilerinin evrensel değerde haklarına ulaşmaktan ziyade uzaklaşmalarına yol açacak olmasınadır. Biz hukuksuzluğa karşıyız. İktidarda hangi hükümet bulunursa bulunsun sendikacılığımızın gereğini ve üyelerimizin hakları için yükümlülüklerimizi yerine getirme mücadelesini yürütürüz. Demokrasinin sözde kaldığı, diyalog mekanizmasının tahrip edildiği, Toplu görüşme sürecinde kanunların dahi ihlal edildiği bir ortamda, siyasi iktidarın toplu sözleşme hükümlerini uygulayacağına dair hiçbir inancımız kalmamıştır. Bu nedenle Anayasa’da yapılacak değişiklikle kamu görevlilerine toplu sözleşme hakkı tanınacağı söylemi de, ne zaman ve ne şekilde gerçekleştirileceği düşünülünce anlamını yitirmektedir. Kaldı ki; yapılacak değişikliklerle birlikte sendikal hakların geriye gideceği de açıktır.
Murat ERYILMAZ : Sayın Başkan gündeme dair düşüncelerinizi paylaştınız. Haberkale olarak Kırıkkale kamuoyu adına teşekkür ederiz.
A. Yücel KARABACAK : Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen olarak, üyelerimizin sağduyusuna güvendiğimizi, Anayasa değişikliğine dair üyelerimizin kişisel görüş ve hür iradelerine saygı çerçevesinde “HAYIR” dediğimizi tekrar hatırlattıktan sonra; Kırıkkale halkının, milletimizin ve tüm İslâm aleminin yaklaşan Ramazan Bayramlarını tebrik ediyor, hayırlara vesile olmasını diliyorum..