Birisinin arkasından konuşmak bizim vazgeçemediğimiz kötü bir huyumuzdur.
İnsanları karalamak ya da o yokken onun arkasından doğru-yanlış demeden konuşmak yanlış
ve çirkin bir davranıştır. Ne kadar samimi olursak olalım fırsatını bulunca hemen konuşmaya ve o
kişi hakkında atıp tutmaya başlarız. En iyi anlaştığımız arkadaşımız veya akrabamız da olsa sonuç
değişmez. O kişinin söylediklerimizi duymasından çekindiğimiz için de; “Benden duymuş olma
da!” diye başlarız sözümüze. Sanki başkasından duysalar sevinecekler. Ya da söylemeyip sussak
dilimiz ağzımızda şişecek.
Bir kişinin arkasından kötü söz söylemek ya da duyduğu zaman hoşnut olmayacağı sözler
söylemek kadar çirkin bir durum yoktur. Arkadaşlıkların, dostlukların, akrabalıkların bitmesine;
yeni düşmanlıkların başlamasına sebep olan bu halleri bırakmamız gerekiyor. Temeli sağlam bir
toplum inşa etmek istiyorsak bu bozuk taşları atalım. Bu yanlış davranışları benliğimizden silip
ruhumuzdan kazıyalım. Bize yakışmayan bu huydan kurtulalım. Fırsatını bulunca, açığını görünce
birisi hakkında ileri, geri konuşma huyumuzu terk edelim. Şunu unutmayın ki; insanlar arasındaki
güvensizliğin en büyük sebeplerinden birisi de budur.
Aile içi huzursuzluklar, akrabalar arasındaki soğukluklar ve arkadaşlar arasındaki nefretlerin
faili bu davranıştır. Sözünüz meclisten dışarı olacaksa susunuz. Olmayan birisi hakkında kötü bir
şey diyecekseniz sükût ediniz. Bir hatasını gördüğünüz kişinin bu hatasını başkasına söylememek
için dilinizi ısırınız. Başkasını bırakıp kendinizi sorguya çekiniz.
Bu davranışın tam tersini yapanlar da yok değil. Bir mecliste olmayan arkadaşını koruyan,
Arkadaşı hakkında kötü söz söyletmeyip arkadaşına sahip çıkanların sayısı da fazladır. Arkadaşı
Hatalı bile olsa onu destekleyip daha sonra gizli bir yerde arkadaşını uyaranlar da vardır. Onlar en
büyük alkışı hak edenlerdir.
Size bir ibret olması dileklerimle çok güzel bir menkıbe paylaşmak istiyorum. Tasavvufun
iki değerli hocasından kulaklarımıza küpe olacak bir öykü okuyacaksınız. Buradaki sözleri
unutmayınız, hayatınız boyunca uygulayınız ve sizden sonra gelecek nesillere anlatıp öğretiniz.
Mevlana İle Hacı Bektaş Veli
Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. İneğin sütünden
faydalanır. Bir süre geçtikten sonra yaptıklarından pişman olur. Günahını affettirmek, pişmanlığını
belirtmek ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için aldığı bu ineği Hacı Bektaş Veli'nin
dergâhına kurban olarak bağışlamak ister.
O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi de görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli 'ye
anlatır. Pişmanlığını dile getirir. Hacı Bektaş Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun
üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve aynı durumu Mevlana 'ya anlatır. Mevlana ise bu
hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun kabul etmediğini
söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana şöyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu
hediyeni biz kabul ederiz, ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhına gider ve Hacı Bektaş Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı
kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.
Hacı Bektaş da şöyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise, Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir
damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin
hediyeni kabul etmiştir.
Gördünüz mü gerçek dostluğu ve sevgiyi? Biz bu gönül dostlarını kendimize örnek alalım.
Sözümüz hep meclisin içinde olsun. Dilimiz tatlı, duygularımız tatlı, huyumuz tatlı olsun.
Ali SAÇAK